17 Ocak 2007

Unutmak

"Ben de benzeri bir müzik işlevi görecek ve sevilecek bir-iki söz ile konuyu değiştireyim! Bildiğiniz gibi, biz yazarlara en çok sorulan, en çok sevilen soru şudur: neden yazıyorsunuz? İçimden geldiği için yazıyorum! Başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. Onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum. Ben, ötekiler, hepimiz, bizler İstanbul’da, Türkiye’de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. Kağıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. Edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. Bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. Unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. Getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. Yalnız kalmak için yazıyorum. Hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. Okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. Bir kere başladığım şu romanı, bu yazıyı, şu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. Herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. Kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. Hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. Hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. Hikâye anlatmak için değil, hikâye kurmak için yazıyorum. Hep gidilecek bir yer varmış ve oraya —tıpkı bir rüyadaki gibi— bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. Mutlu olmak için yazıyorum."
Babamın Bavulu, Orhan Pamuk, 7 Aralık 2006 tarihli Nobel Ödülü Konuşması'ndan.

Bu aralar bütün yollar Orhan Pamuk'a çıkıyor. Şimdi de elimde Öteki Renkler var. 1999'da, birinci baskısı çıkar çıkmaz almışım, o zamanki "roman sever ve romandan başka bir şey okumaz" yapım gereği ilk sayfalarda pes edip bir kenara atmışım. Şimdi ise her kelimesini örnek alarak, imrenerek, kıskanarak okuyorum. Bir insan için en korkunç şey kafasındaki şeylerin kendisinden çok daha önce derlenip, toparlanıp, mümkün olan en estetik biçimde ifade edildiğini görmek olsa gerek. İnsan kendini köşeye sıkışmış, ne yapsa, ne denese taklit etmekten öteye gidemeyecekmiş gibi hissediyor bazen.
“Everything that can be invented, has been invented.” Bugün olsa, "talihsiz beyanat" (!) kapsamında ifade edilebilecek bu müthiş öngörünün, yeteneksizlerin -veya Pamuk'un deyimiyle- hırs ve azimden yoksun olanların arkasına kendilerini gizleyecekleri bir paravan, öteki tarafına geçip omuzlarını yaslayınca iyi ve güvende hissedecekleri bir duvar sadece.
Birileri hem okuyor, hem de yazıyor; birileri de zamanında yazılmışları arkadan kırıntı izlerini sürerek evini bulmaya çalışan masal kahramanları gibi birer birer okuyup yolunu çizmeye uğraşıyor. Kimileri her okuduğunu beynine çakmayı, "kültür hazinesi"ni arttırıp gerektiği yerde olması gereken gibi kullanmayı başarıyor; benim gibi hafıza yoksunu bahtsızlar ise iki amaç için okuyor sadece: keyif almak ve unutmak.
Ne yazık ki, okuduktan kısa bir süre sonra, bir roman hakkında yazabileceğim özet, yorum, çıkarım her ne ise, yarım dosya kağıdını aşmayacak uzunlukta. Bu süre uzadıkça yorum kelimelerle sınırlanıyor. "Okudum, güzeldi", "sıkılmıştım", "çok sürükleyiciydi" vesaire... Kendiyle barışmak istiyorsa insan, buna da alışmalı, sadece o anki okuma zevki için okuduğunu kabul etmeli, kapağı son kez kapatınca sonsuza kadar çıkacağını bile bile o dünyanın içine girmeyi kabul etmeli.
Orhan Pamuk her ne için yazıyorsa, ben onun ve diğerlerinin yazdıklarını sadece unutmak için okuyorum.

Hiç yorum yok: