30 Nisan 2007

1 no.lu bildiri

"
TARIH : 27 NİSAN 2007
NO : BA- 08 / 07

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.
Bu bağlamda;
Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde Kur'an okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.
22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.
Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.
Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.
Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.
Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.
Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.
Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.
Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur."


Kimisine gurur verdi, kimisine korku, kimisine ise kaygı. Kolay değil, ordu sonunda muhtırayı verdi. Ülkemizin demokrasi tecrübesi, süreci üç aşağı beş yukarı belli ediyor. Ya muhtıradan herkes payına düşeni alır ve dersini çıkarır, ya da burnunun dikine gitmeye devam eder ve tarihin tekerrürüne hep birlikte şahit oluruz. Ben ise, sade bir vatandaş olarak, bir yerlerde bir ilan yayınlama lüksüm olsa şöyle bir şey olurdu herhalde:


PARTİ ARIYORUM
  • Önümüzdeki seçimlerde oy vermeye değer parti arıyorum.
  • Kendini fasulye gibi nimetten saymayan, demokrasinin tek nimeti görmeyen, bütün yandaş, sempatizan ve aile efradını bürokrasinin makam şöförlüğünden en önemli kitlerin müdürlüğüne kadar çeşitli kilit pozisyonlara oturtmayan, iktidar iştahıyla güç odaklarına ve sermayedarlara yaranmak için kendi tabiriyle "vatanı satmayan";
  • Muhalefeti sadece itiraz, gerekirse sırf gündeme gelmek, polemik yaratmak, abuk subuk gündem oluşturmak zannedecek kadar aciz olmayan, gerginliğe gerginlikle cevap vermekten başka bir politik anlayışa sahip, "ben olmazsam postal gelir haa" diye korku politikası yöntemleri izlemeyen, seçmenini ve daha da kötüsü, bir ışık görse ona yanaşmaya meyilli olan şehirli, batılı aydın, çağdaş, laik demokrat insanları "hıyar" yerine koymayan parti arıyorum.
  • Sadece muhtırayı yiyince değil, her zaman her yerde "takunya istemiyorum"un yanına rahatlıkla "postal da istemiyorum" diyecek, peşine de "ama" koymayacak parti arıyorum.
  • Ülkeyi geriye götürmek üzere çalışmayacak parti arıyorum. Geri götürmeye çalışacak partiye de tek şerhi kafasındaki örtüsü, dudağındaki bıyığı olmayan rakip parti arıyorum. Kısaca, ekonomi, dünya ile ilişkiler, eğitim, kalkınma ve sair alanlarda hedefi, ideali, programı olan, bunu gerçekleştirmek için adam gibi çalışacak parti arıyorum.
  • Bünyesinde kifayetsiz, muhteris, kifayetsiz muhteris, hizipçi, aşiretçi, şeriatçı, polemikçi yöneticiler barındırmayacak, bu kerameti kendinden menkul yöneticilerin iki dudağının arasından çıkacak söze şartlanmış el kaldırıp indiren vekiller seçmeyecek parti arıyorum.
  • Beni "muasır medeniyet seviyesi"ne çıkaracak, beni germeyecek, endişelendirmeyecek, üzmeyecek, gecenin bir vakti böyle şeyler yazdırmak zorunda bırakmayacak bir parti istiyorum.
  • Son olarak, beni ampülle değil, güneşle aydınlatacak ve ısıtacak bir parti istiyorum.
Bu partinin askerlikle ilişiği olmaması (erkek adaylar için) ve en azından %10'u aşıp oyumu heba etmemesi , beni yasama organında temsil etmesi tercih sebebidir. Bulanların ve görenlerin insaniyet namına bana başvurması rica olunur.

öfkeli manifesto

Bireysel özgürlükler ve serbest giyimin kişinin arzusuna bağlı olması prensibi demokrasinin ve özgürlüklerin benimsenmesi işidir. Burası ABD olsa, herkesin tamamen istediği gibi giyinmesi ne kadar güzel olurdu; Miami kızları bikinisiyle, Hintli sarığıyla, Müslüman inançlı başörtüsüyle, WASP oduncu gömleği blucini ve çizmeleriyle, Yahudi takkesiyle, rapçi 5 beden büyük t-shirtüyle gezse, kimse kimseye karışmadan... Ama ne yazık ki ülkemizde pek böyle olamıyor. Özellikle taşrada yaşanan ailevi ve çevresel dayatmalar sonucu, onlar gibi düşünen insan da başını kapatmak zorunda kalıyor. bundan daha fenası, başını kapatan, kapatmayana orospu muamelesi yapıyor. çünkü biri referansını inancından alıyor, diğerinin de dünyevi değer ve kuralları ilahi değer ve kurallara yeğ tuttuğunu, böylelikle onun doğru yoldan saptığını düşünüyor, böyle öğretiliyor.
Yabancı düşmanlığı, kendinden olmayana duyulan öfke alıp yürüyor. Gazeteciler etnik kimliklerinden ve düşüncelerinden, din görevlileri ve misyonerler de doğru veya yanlış, saygı duymamız gereken dini faaliyetlerinden dolayı öldürülüyor. Erkeklerde sarık ve cübbe, izdüşümü bayanlardaki kara çarşaf, türban. Bunlar mıdır modern bir toplumun özgürlük ve serbestlik simgeleri? Bireysel hak ve özgürlüklerin sembolleri bunlar mıdır?
Bir rahip sokakta cübbesi ve boynunda kocaman haçıyla, bir Yahudi takke ve tallitiyle gezebilir mi değil Anadolu İstanbul sokaklarında? Aleviler din dersi kitabına sokulur mu? Cemevi ibadet mekanı kabul edilir mi? Özgürlük, serbestlikse esas mesele, çözüm bulunması gereken olay budur. Bu ülkenin azınlıklarına gösterilen muamele, "eşit haklarda, eşit vatandaşlık" değil de sanki hataları varmış da görmezden geliniyormuş gibi "hoşgörü" olduğu sürece laik cumhuriyet köktendinci müslümanları da aynı muameleye tabi tutacak, onları da seküler yapıda dini egemenliği esas kılmak isteyen, kendi dini etnisitesini dayatmak isteyen marjinal bir azınlık olarak görecektir.
Devrim yasaları her ne kadar kanunlar yapılsa da halk nezdinde bunun uygulanabilir olmadığını gördüğü için bu tip kıyafetleri, sembolizmaları ve eğilimleri toptan yasaklamıştır. Olur ki bir gün halk yukarıda izah ettiğim zihin açıklığına kavuşabilirse, o zaman bütün kıyafetler serbest bırakılabilir belki. Olay kafadaki örtü değildir, zihniyettir. Benim oyum bugün mecliste temsil edilmiyorsa da, (ilk 10 parti arasında bile değil), gidişattan memnun değilsem de, asker gelse de kurtulsak diyenlerden de asla değilim. Ama darbe veya şeriat tehlikesine karşı bile oyumu baykal chp'sine vermem bunu da not düşeyim.
%35'le tepeye dikmek için ülkeyi bu kadar gerdikleri o badem bıyık da (aha yine şekilcilik) benim fikirlerimi ve değerlerini temsil etmiyor. En başta tek parti iktidarına ekonomik istikrar adına sevinmiştim bile, ama olaylar çok tatsız boyutlara ulaştı.
İnanmak istiyorum ama bu ülkedeki "saf demokrasi" hayali çok uzak geliyor, özellikle bu seslerin kaynağı karısının kafasını zorla örttürüp buna "kendi bireysel özgür seçimidir, ben karışmam" diyen, karısını üniversite kapısında zorla ezik duruma düşürüp, medya show yapıp peşinden de insan hakları mahkemesine başvuran oportünistler olduktan sonra.

14 Nisan 2007

filmi de güzel olur bunun


Klip gibi değil de film gibi, şiir gibi. Akıp giden yağmur gibi. İnsanın içinde bir yerlere değen, canını acıtan, sözler, müzik, kareler, karakterler, sepia renkler, mekanlar, hepsini birbirine uydurabilmiş, altını üstüne denk getirebilmiş müthiş bir eser. Hakeden yeri alıp almadığını zaman içinde göreceğiz. Sözler yetersiz.