Son günlerde canım bazı gıdaları anormal derecede çekiyor. hani bazı hastalıklar vardır ya, adam tutar demir eksikliğinden toprak yer, kum yer, blogların birinde sigara içmediği halde kocasının içtiği sigaranın küllerini yiyen bir kadın okumuştum bu minvalde. (başlık linkine tıklarsanız sizi oraya götürecektir) aslında böyle bir şey olmasından korkmuyorum değil. en azından canımın çektiği şeyler daha makul ve yenmesinde sakınca olmayan şeyler.biri vişne suyu. (reklamları izlediniz). favori markam bu olmasa da Cappy'nin sefil tenekeleri dışında hepsine razıyım. vişne suyu dediğin karton kutuda içilir arkadaş, biz böyle gördük, böyle bildik.bu vişne suyuyla ilgili içip içip doymama gibi tuhaf bir durum söz konusu (akşamları içine bir miktar votka katılması tavsiye edilir). ne kadar içsem de biraz daha, biraz daha... yeter be kardeşim!
sushi'deki pozisyon biraz daha enteresan aslında. hayatımda iki defa yedim, ilki iğrençi ikincisi ise harika. iyisini yememin üzerinden bir aya yakın geçti ve ben sushi, sushi diye ortalıkta dolanıyorum. nerede yiyebileceğimi, hatta yemeksepeti'nden nasıl sipariş verebileceğimi bile çözdüm, tek problem nişanlımın bu mereti hiç sevmiyor oluşu. bir de "tamamdır bu akşam sushi" diyorum, ya annem daha cazip bir opsiyon sunuyor (bkz: sushiyi kurufasülye pilavla ikame etmek) ya da dışarda yiyesimiz tutuyor. neyse gündemimizde kalsın bakalım, bi ara bi indiragandi operasyonu yapıcaz, başka çaresi yok.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder