03 Ocak 2007

seçerek okumak


redd, hala aşk var mı?

daha önce "seçerek yaşamak lazım" demiş, bunun kendime uyguladığım ilk adımı olarak da seçerek okumayı göstermiştim. kitaplığımda sayısını bilemediğim kadar çok kitap var. uzaktan bakınca ne kadar da etkileyici, harika bir hava atma aracı gibi duruyor. geçenlerde, çok uzun zaman sonra kitaplığımın yanına gitmeyi akıl edebildim. yakından gördüğüm manzara ise korkutucuydu. hangi akılla aldığımı ve okuduğumu bilmediğim gereksiz, insan herhangi bir şey katmayan, okunmasa hiç bir şey kaybedilmeyecek bir sürü kitap, bunun yanında alınmış fakat okunmamış, rafları süsleyen bir çok önemli araştırma, hatta klasikler.

"seçerek okuma" kavramının gelişmesinde dönüm noktası benim için bu olay olmuştur. hemen ertesinde gittiğimiz tüyap kitap fuarı'nın benim için diğer senelerden farklı geliştiğini söylemeye gerek yok. bu ufak göz taramasının bir diğer faydası da kütüphanedeki kitaplardan okunması gerekenlerin, yatağımın başucuna, okunacak kitaplar yığınının içine katılması oldu ki bu da son derece gerekli bir aktiviteydi. bir sonraki adım ise gereksiz kitapların ayıklanıp gerçek ve düzgün bir kitaplık oluşturulması olacak, çocuklarıma layık bir seçki, kurcalamalarını zevkle seyredeceğim bir hazine...

blaise pascal, "her seçiş bir vazgeçiştir" buyurmuş. çalışan ve boş zamanı değerli bir insan olarak daha çok ve değerli kitap okumak için elbette bir şeylerden vazgeçip zaman yaratmak gerekli. ben de eleme tercihimi gazete ve televizyondan kullandım. "seçerek seyretmek" kavramına daha sonra değineceğimden, şimdilik sadece gazetelerden de nasıl ve neden vazgeçtiğimi anlatmak isterim.

sadece kitap okumak için gazetelerden vazgeçmiş değilim, senelerin getirdiği birikintiler sonucu gazete okuma isteğimi tamamen kaybettim. büyük medya gruplarının oyuncağı olmuş gazeteciler, şirketlerin ve onların "ceo"larının, icra kurulları bilmemlerinin, "reklam pazarlama ve marketing bölümü başkanları"nın resmi bültenleri haline gelmiş asırlık gazeteler, ya "icraatın içinden" ya "mehmetçik saati" ya da "takunyanın sesi" türünden yayın politikası gütmeyi borç ve görev bilmiş pek kıymetli genel yayın yönetmenleri, dünyanın gündemini takip etmekten, çok ölümlü bir sel veya deprem olmazsa kafasını edirne ve kars'tan dışarı uzatmaktan aciz, büyük haberleri bile çok uluslu internet sitelerinden kopyala-yapıştır yöntemiyle bizlere taşıyan zavallı muhabirler, gazeteleri işgal etmiş "halk bunu istiyor" magazinciler, eyyamcı ve teşvikçi skorcular, içeriğinin yanında görüntü kirliliği de yaratan, aptal mizanpajlarıyla her tarafı kırmızı, mavi, yeşil "banner"larla, kocaman rengarenk fotograflarla, kocaman punto başlıklarla ve birbirini tekrar eden sığ ve goygoycu cümlelerle sayfa dolduran "haber"lerin hepsine yeter dedim, artık sizi okumuyorum. gazeteleri çıkaranların ve yönetenlerin benden daha bilgili olduklarına inanmıyorum. okuyup sinirlenmektense, her tarafında kusur bulmaktansa pes ettim. internetten bbc ve ntv gibi haber veren siteler var, ntv radyo var, gelişmeleri oradan takip ediyorum. sevdiğim birkaç köşe yazarını da internetteki gazete web sitelerinden takip ediyorum. istediğim gibi bir gerçek gazete basılana kadar da böyle gitmeye kararlıyım.

gazete okumuyorum, eksikliğini de hissetmiyorum. hepinize tavsiye ederim.

Hiç yorum yok: